Benim kütüphanelerim…

Yazımın başlığını Maksim Gorki’nin Benim Üniversitelerim adlı kitabından esinlenerek koydum. Çocukluğum ve Ekmeğimi Kazanırken’den sonra gelen bu kitap, kendi yaşam öyküsünü anlattığı üçlünün son romanıdır. Cumhuriyet döneminde ilk çevirisi Hasan Âli Ediz tarafından yapılmış, MEB Rus Klasikleri Dizisi’nde ve 1941’de Remzi Kitabevi’nce yayımlanmıştır.

Kütüphaneler okumayı yaşam biçimi haline getirenlerin vazgeçilmez mekânıdır.

Eleştirel okumayı bilenler için de bir anlamda üniversitedir. Toplumun kültürel bellek kurumudur.

UNESCO kütüphaneyi toplumun somut kültürel mirası olarak benimser. Korumak için de üye devletlere somut olmayan kültürel mirası ve belgesel mirası içeren “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması” sözleşmesini imzalatmaktadır.

Önceki hafta değerli yazar dostum Uğur Kökden aradı, telefonda kütüphaneleri konuştuk. Benim ilk kütüphanem, meğer onun da lise yıllarında tanıştığı kütüphaneymiş! Yazım ona gençlik yıllarını anımsattığı için sevinmiş. Belki söz ederim diye beklemiş.

Uğur Kökden’in beklediği aslında benim de aklımdan geçmedi değil. Çünkü beni yazarlığa adım attıran Bor Halil Nuri Bey Kütüphanesi’ni nasıl unutabilirim ki?

HALİL NURİ BEY KÜTÜPHANESİ

Ortaokul ikinci sınıftayım, Türkçe öğretmenimiz Talat Gün, bir ödev verdi. Kaynak olarak da kentimizin tek kütüphanesi Halil Nuri Bey Kütüphanesi’ni gösterdi. Dört arkadaş gittik. Ben ilk kez gidiyordum. Katalog tarama, form doldurma, kitap isteme gibi işlemleri hiç bilmiyordum. Çekingendim, bu yüzden okuma salonunda köşede bir masaya oturup kütüphaneden etkilendim, bir şiir yazdım. Arkadaşlarım ödevlerini bitirince de çıktık. Evlerimize gittim.

Ertesi gün öğretmenimiz ödevlere bakmaya başlayıp sıra bana gelince bir arkadaşım, “Hikmet ödevini yapmamış, şiir yazmış” diye gülerek söyleyince, çok şaşırdım!

Öğretmenimizse ilgilendi, sevecen bir sesle “Getir bakalım!” dedi. Defterimi alıp yanına gittim, baktı, okudu, bana uzattı, “oku bakalım” dedi. Bir çırpıda yüksek sesle okudum. Yüzü biraz daha gülümseyen, sevecenleşen bir biçim aldı. “Aferin” dedi, “güzel olmuş, adı da uygun, ‘Kütüphane Havası’ yakışmış”. Öğretmenimizin bu sözlerinin ardından tüm sınıftan alkış aldım.

Bu durumu evde anlatınca, evin de gözüne girdim. Kim dedi şimdi anımsamıyorum. Bunu yerel gazetemiz Yeşil Bor’a ver, yayımlansın!

Gazete yönetimi kütüphanenin alt katı! Kentin tek eczanesinin sahibi tarafından çıkarılıyordu. Dahası kızı da bizim sınıfta öğrenci, arkadaşımız! Doğrudan kendine ya da kızına vermeye çekindim. Bir mektupla gönderdim, yayımlandı. Çok sevindim. Bu beni yazarlığa adım attıran ilk yazımdı. Şimdi resmi adı Halil Nuri Bey İlçe Halk Kütüphanesi olan kütüphane ise benim ilk kütüphanem oldu. Ardından Ankara, İstanbul ve internet ortamındaki tüm kütüphaneler geldi…

MUSTAFA KEMAL’İN ARKADAŞI

Borlu Halil Nuri Bey, Mustafa Kemal’in subay arkadaşıydı. Onun gibi okumayı yaşam biçimi olarak seçmişti. Yüzbaşıyken Harbiye’de, Milli Mücadele’de, Muhafız Alayı Komutanlığı’nda biriktirdiği kitaplarını 1932 yılında, Reşit Galip’in bakanlığı döneminde MEB’e bağışladı. Adını taşıyan kütüphane, önce üç yıl Bor Belediyesi Meclisi Salonu’nda açıldı. Geceleri bile açık kaldı. Sonra Karaköprü Camisi yakınında yapılan iki odalı bir salonlu kendi binasına taşındı. Benim gittiğim dönemdeyse, Hükümet Konağı’nın karşısındaki taş binanın birinci katıydı. Şimdi ise Bilginler Konağı’ndaymış.

Bu kütüphaneden kim bilir benim gibi kaç bin okur yararlandı ve yararlanıyor. Bunun için teşekkür borçluyuz. Bugünlerdeyse, kütüphaneyi güncellemek, Z-Kütüphane yapmak için çaba harcanıyor. Belki de teşekkür borcumuzu ödememiz için hayat bizlere, fırsat tanıyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.